14 Mayıs 2012

Öhöm Öhöm..

   İki çocuklu anne adayı olarak bildiriyorum: Anlaşılıyorki, "Yeni Yılda Yeni Hedefler" başlıklı yazımdaki ilk 4 hedefi atlayııpp, sadece 5. için çalışmışım Sevgili Okur!
   İnşallah ocak ayı itibariyle evimize yeni bir birey katılacak, Çınar'ın 1 sene kadar kıskanıp sonra da kanka olacağı bir kardeşi-arkadaşı olacak.
   İki çocuk arası yaş farkı için benim idealim alt sınır 2,5-üst sınır 3 yaş şeklindeydi.. Biz ipin ucunu alt sınırdan yakalamış olduk..Yani bebiş doğduğunda Çınar 31 aylık (2,5 yaşında) olacak ve bu açıdan mutluyum.. Umarım kabullenme süreci kolay olur, ben o dönemi iyi idare edebilirim, çevremdeki insanlarla fazla uğraşmak zorunda kalmam vs. vs. Bi de ikiz olmaz inşallah:))
   Şu an gözüme olumsuz görünen şeylerse, doğumun kışa gelmesi ve dolayısıyla doğum iznimin yaza bitecek olması, bakıcının iki çocukla çok zorlanacak olması ve kış boyu evde sıkılan Çınar'ı fazla dışarı çıkaramicak olması (Şu an, hemen hemen her gün gezdiriyor onu).. 4 yaşından önce kreş taraftarı olmamam, ayrıca taraftar olmak zorunda kalacak olsam bile, hem bakıcı hem kreş masrafının bize ağır gelecek olması..Emine Abla pes edip kaçarsa ücretsiz izin almak zorunda kalacak olmam:))
   Neyse biz işe iyi yönünden bakalım ve evimize bir ufaklık, oğluşuma bir arkadaş geleceği için sevinmeye devam edelim..
   Haa bu arada, bence kız olacak siz ne dersiniz:)
 
 

10 Mayıs 2012

İtalyan İşi!!

   5 hafta olmuş yanına uğramayalı blog..Belki son yazım olur bu da..İşyerinde giremiyorum malum..Evde de vakit ayırmıyorum..Özlüyorum seni arada ama arayı açtıkça uzaklaşıyorum da..Bir cümle yazmak bile külfet geliyor..Ama İtalya maceramı ve özellikle son yazımda etkilerini anlatacağımı söylediğim balon boyama işini mutlaka yazmam lazım..
   Geçen hafta İtalya'daydım..14 kişilik bir ekiple gayet eğlenceli bir iş gezisi oldu..Ta ki son 2 güne kadar..6. gün, o güne kadar kaldığımız Lanciano'dan Roma'ya geçtik, bir toplantıya yetişmemiz gerektiği için otele uğramadan kiralık araçlarımızı Vatikan'da yol kenarı bir park yerine bıraktık ve toplantıya gittik..Döndüğümüzde araçlarımızdan birinin camı kırılmış, içindeki bütün valizlerimiz boşaltılmıştı..Benim iki valiz giysim ve ayakkabım, alyansım, çeşitli eşyalarım gitti..Birkaç arkadaşın laptopları gitti..Böylece hem eşyalarımızdan olduk hem de Roma'daki son 2 günümüz karakoldu, kiralama şirketiydi derken heba oldu..İşin kötüsü diğer aracın sigortası tamken bizim eşyaların olduğu araca yarım sigorta yapmışlar, diğer araçtaki eşyalar çalınsa sigorta karşılıyor, bizimkini karşılamıyor..Bi de üstüne kırılan camın parasını da biz ödedik! Bu duruma canım çok sıkılsa da (Alyansım, en sevdiğim giysilerim ve en sevdiğim ayakkabım gittiği için), yapacak bişey yok ve durumu kabullendik..Her işte bi hayır vardır deyip güzel ülkemize döndük..
  Bu 1 hafta sonucunda şunu anladıkki, Avrupa Avrupa dedikleri yer (En azından İtalya kısmı) Türkiye'den çok da gelişmiş bi yer değil, herkes reklamını iyi yapıyor anlaşılan..Devletinde, polisinde hiç iş yok..Adamlar olay yerine bile gelmedi, "Aracınız alın gelin" dediler..O da sadece ifade almak için, yoksa malların üstüne bir bardak su içmemiz gerektiğini baştan ifade ettiler!Kaplumbağa hızında bi memur, bi ifade alacak altı üstü, akşamı ettik orda..

   İtalyan mutfağı çok meşhurdur malum..İtalya'da aç kalacağımızı hiç düşünmezdim ama kaldık maalesef..Her yemeğin başında bizdeki çorba gibi giriş olarak makarna geliyor..Ama kaldığımız otel 4 yıldızlı olmasına rağmen sadece 1 gün yediğimiz makarnayı beğendik, diğerlerini bitirmeden geri yolladık..Kahvaltı desen adamlar tutturmuş kahve, kek, bisküvi, nutella, reçel..Tatlı olmayan sadece peynir var o da bi çeşit..Bizdeki gibi zeytin, yumurta, pekmez, domates, salatalıklı, zengin çeşitli, sağlıklı bi kahvaltı araki bulasın..( Gerçi şu da var, ben pek yeni tatlara açık biri değilim ve onların tavuğa, ete koyduğu değişik soslar belki onlar için çok lezzeltlidir ama benim pek hoşuma gitmedi..Ama yemekler konusunda sadece ben değil, ekibin hepsi aynı fikirde..Ekmeklerine bayıldık ama..Trabzon ekmeği gibi, pişkin ve lezzetli..)
   Yemeklerinde çorba hiç yok..Ortada salata doğru dürüst yok..Bu kadar kuru beslendikleri için de sodayı masalarından eksik etmiyolar tabi..
   İnsanları sıcakkanlı ve coşkulu, ona diyecek yok..Zaten hem tip hem tavır olarak Türklere benziyolar biraz..Ama yine de meşhur Türk misafirperverliği hiçbiyerde yok onu anladım..Boşuna adı çıkmamış misafirperverliğimizin, ikramı ve hediyeleşmeyi sevmemizin..
   Bu arada ilk 5 gün kaldığımız Abruzzo bölgesi yemyeşil, tertemiz biyerdi..Görüntü aynen Karadeniz ama temizlik, düzen 10 numara..Bu konuda bizi kendilerine hayran bıraktılar..
   Neyse İtalya macerası kısaca bu kadar..Gelelim benim için asıl önemli olan kısma, yani oğlumun bu ayrılıklara nası tepki verdiğine..
   Daha önce yazmıştım, bu yaşa kadar Çınar'la en fazla birer gecelik ayrılıklar yaşamıştık..Bu seferse Nisan ayı başında 3(Antalya), Nisan sonundaysa 8 gece(İtalya) olmak üzere iki uzun ayrılığımız olacaktı..Beni asıl endişelendirense İtalya ayrılığıydı..Döndüğümde bana küsmüş olmasından çok korkuyodum..
  Antalya'ya giderken Çınar'ı annemlere bıraktım ve evden ayrılmadan önce bir kağıdın üstüne 3 tane balon çizerek (ayrı kalacağımız gece sayısı kadar) oturma odası kapısının üzerine yapıştırdım ve "Bak oğlum, anne şimdi bikaç günlüğüne uzağa gidecek, sen anneannede kalacaksın..Her gece yatmadan önce anneanneyle bi tane balon boyayacaksınız ve bütün balonlar bittiğinde anne geri gelecek, tamam mı?" Hem hoşuna gitti gülümsedi hem de utandı nedense..Bu 3 gün içinde de hiç mızmızlık yapmadığı gibi, döndüğümde de beni görünce hemen gülümsedi ve normal hayatına devam etti..
  En güzeli İtalya işinde de böyle oldu, uykudan uyanıp beni görür görmez bana sarıldı ve hiç küsme davranışı göstermedi..Hırsızlık vs. olaylarının üstüne bu bana o kadar iyi geldiki, koca bir oh çektim..Hemen kapının üstündeki 8 tane boyanmış balonunu gösterdi bana..
  Ha hiç mi olumsuz tarafı olmadı..Oldu tabii..
  Bu kadar ayrılığın üstüne Çınar, işe giderken peşime düşen, odadan çıksam bile ağlayan, klozetteyken bile kucağımda oturan(!), ayrıca alıngan ve en ufak kızgınlık karşısında yarım saat ağlayan bi çocuk oldu.. (Bu yaşta depresyona soktuk çocuğu:))
  Neyse bu dönemi de atlatıcaz inşallah..Şurda tatilimize 25 gün kaldı, 10 gün boyunca yüzcez eğlenicez hasret gidericez oğlumla..

1 Nisan 2012

İlk Uzun Ayrılıklar

  Sevgili Blog seni çookkk ihmal ettim biliyorum..Yazmaya vakit bulamıyorum, yazamadıkça daha çok bırakıyorum ipin ucunu..Ama bu kez not etmem gereken önemli bişey var..
  Bu hafta 3 günlüğüne Antalya'ya gidicem.. Sonrasında da ay sonunda 1 haftalığına İtalya'ya..Her ikisinde de Çınar'ı anneme bırakıcam..Şimdiye kadar benden sadece 1 gece ayrı kaldı(1 yaşından küçüktü)..Onda da beni ne kadar özlediğini beni gördüğündeki şaşkınlığından, bana sarılışından, başını omzumdan kaldırmayışından çok net anlamıştım..Bu kez daha uzun olucak ve tepkisini annemlere mi gösterir yoksa geri döndüğümde direkt bana mı(!) bilemiyorum ama mümkün olduğunca az etkilenmesi için aklımda olan bişeyler var..Öncelikle babasının akşamları gidip onu görmesi ve benim yolladığımı söyleyerek bişeyler vermesi..Bir de portakal ağacı boyama..Kalacağım gece sayısı kadar portakal olan bi ağaç resmi bırakıcam ve her gün bi tanesini boyayacaklar, bilecekki portakalların hepsi boyandığında annem gelecek..Böylece benim mutlaka geri döneceğim şeklinde bir algıya sahip olacak ve bu da kısmen onu rahatlatacaktır..Bu fikri "Baba Olmak" blogunda okuduğum bir yazıdan edinmiştim..Linkini de daha sonra vaktim olunca eklerim..Hoşçakal blog..Döndüğümde "portakal ağacının etkileri" hakkında görüşmek üzere:)

10 Mart 2012

Ordan Burdan..

  İşyerimizde internete izleme sistemi konulduğu için artık işyerinden yazmıyorum, akşamları da Çınar'la filan uğraşırken vakit geçiyor ve sonuçta ne yazı yazabiliyorum ne blogları okuyabiliyorum ne de beni izlemeye alanları inceleyebiliyorum.. Aklımda da yazacak çok şey birikiyor oysa..
  Neyse herşeyden ufak tefek bahsedeyim de blogum sahipsiz kalmasın..
  Bugün itibariyle(Yazıyı yazmaya başladığımda böyleydi, artık "10 gün önce" demem gerekiyor..) Çınar 21 aylık oldu ve sıpanın anlamadığı, görüp de yapmadığı şey yok.. Konuşma çok fazla ilerlemese de tek tük bişeyler söylüyor..Şu sıra kapıları açıp kapayabilmeye başladığı için (tokmağı çevirmekte zorlanıyordu) en büyük keyfi bu ve sürekli bay bay yapıp odadan çıkarak ve tekrar kapıyı açıp "diiii" (yani ceee:)) yaparak vaktini geçiriyor..
  Bu sıralar aldığım hiç bir oyuncağa yüz vermemekle birlikte günü mutlaka pencerenin önünde tamamlıyor..Sürekli yükseklerde ve tırmanma halinde..
  2 yaşına yaklaştığımız bu aylarda bizi bekleyen 4 ayrılış hikayesi vardı..
  1. Emzikten ayrılış
  2. Bezden ayrılış
  3. Anne-baba odasından ayrılış
  4. Anne kulağından (!) ayrılış
  Yılbaşında yazdığım yazılarda uyurken kulağımı tutma (daha doğrusu çekiştirme) huyundan vazgeçirmeye kararlı olduğumu yazmıştım ama bu kararlılığım uzun sürmedi..Zira Çınar Oğlan benden daha kararlı çıktı.. Ben de bu konuda üstelemektense şimdilik erteleyip 2 yaşından sonra uygulamayı düşündüğüm Vali Bey yöntemiyle çözmeye (en azından bi de öyle denemeye) karar verdim..
  Emziği ise geçen hafta sessiz sedasız bıraktık.. Zaten sadece uykuya dalmak için kullandığı emziği son zamanlarda sık sık atar olmuştu oğlum ve ben de bunu fırsat bilerek birkaç kez uykusunda vermedim..O da istemeyince gayet kolay bi biçimde emziğe veda etmiş olduk..Darısı bezin başına:)
  Bunun içinse haftasonu basitinden (müziksiz vs.) bir Pepee'li lazımlık aldım..Evde gözünün önünde olsun, kakasını yaptığını farkettiğim an üzerini çıkarmadan lazımlığa oturtayım ve böylece görsel ve fikirsel olarak buna alışsın diye..Bikaç ay sonra da hem 2 yaşını bitirmiş olacağı hem de yaz ayları geleceği için işim kolaylaşır diye düşünüyorumya bakalım.. (Şu anda lazımlığı oyuncak (ve basamak:)) olarak kullanıyor..)
  Bu arada artık kıskançlık ve sahiplenme ciddi anlamda başladı..Geçen akşam arkadaşlarımız bizdeydi..İçlerinden birinin 13 aylık oğlu var..O gece boyunca çocuğa yapmadığı kalmadı..Her fırsatta onu itmeye, korkutmaya, sindirmeye çalıştı..Bi taraftan oyuncağını verdi, bi taraftan çocuk oyuncağı alır almaz tokadı patlattı..Çınar'ı ilk defa öyle gördüm ve çocuk yapmak için en elverişli zamanları kaçırmışız dedim:)
  Bizi teğet geçtiğini sandığım 2 yaş sendromuysa, bu ayla birlikte yüzünü göstermeye başladı..Çınar artık oldukça huysuz, dediğim dedik, istediği olmayınca deliler gibi ağlayan, uykusu olsa bile uyumayan ve doğduğundan beri bize yaşatmadığı uykusuzluğu şimdi yaşatmaya başlayan bi çocuk oldu..Bense hem işteki yoğunluğumun ve canımı sıkan bazı şeylerin hem de Çınar'ın bu yeni durumuna alışamamış olmanın etkisiyle bağıran çağıran bi anne moduna girdim..Neyseki eşim bu konuda beni uyardı da biraz daha dikkatli olmaya ve süreci sakin atlatmaya çalışıyorum..
  Bitirmeden, hoşuma giden kısa bi olayı da paylaşmak istiyorum..
  Geçen haftasonlarından birinde, Çınar geceden uyanıp yatağımıza gelmiş, uykusunda bi babasını bi beni tekmelemek suretiyle ikimizi de uyutmamış, sabaha karşı babasını oturma odasına kaçırmış ve kendisi de sabah 7'de uyanarak benim uyku keyfimi erkenden sonlandırmıştı..Çınar'ı da alıp salona geçtim..(Eşimin orda uyuduğunu da o zaman farkettim..) Çınar'ı oyuncaklarıyla ve babasıyla başbaşa bırakarak yüzümü yıkamak için banyoya gittim..Odaya döndüğümde babamız hala uyukluyor ve mutfak tarafına geçmiş olan Çınar'dan üstüste hapşırma sesleri geliyordu..Eşim gözünü açmadan şöyle dedi:
 - Bitanem çocuk gece üşümüş, hasta olcak galiba..
 Mutfağa geçtiğimdeyse şöyle bi manzarayla karşılaştım:


  Çınar sandalyenin üzerine çıkmış ve kaşla göz arası ortalığı karıştırmış..Dedimki:
 - Sevgilim rahat ol, Çınar gece üşütmemiş!!